Hukuk, doğası gereği sosyal bir varlık olan insan türünün birlikte yaşayabilmek adına oluşturduğu ve devlet mekanizması aracılığıyla koruduğu kurallar bütünüdür. Toplumlar, kavga gürültüden uzak, adil, mutlu ve huzurlu bir yaşam sürebilmek, devletle olan ilişkilerinde hakkını ve sorumluluklarını tayin edebilmek ve bunları koruyabilmek ve ticari faaliyetlerde bulunabilmek için hukuka ihtiyaç duyarlar.

Ulusal Hukuk Sistemleri

Pek çok ülkenin kendine özgü hukuk sistemi olsa da tüm bu sistemler genellikle üç temel hukuk sistemine dayanarak oluşturulmuştur. Bunlar; Anglo-Sakson Hukuk Sistemi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi ve Dinî ve Şerî Hukuk Sistemi’dir.

Anglo-Sakson Hukuk Sistemi’nde birey menfaati ön planda tutulurken Kıta Avrupası Hukuk Sistemi’nde kamunun menfaati ön planda tutulmuştur. Bu farkın temel sebebi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi’nin temellerini Roma Hukuku’ndan alması, Anglo-Sakson Hukuk Sistemi’nin ise daha çok geleneklere dayalı, hakimlerin verdiği kararlar doğrultusunda şekillenmiş tarihi bir hukuk sistemi olmasıdır. Ayrıca, büyük oranda İngiliz Hukuk Sistemi’ne dayanan Anglo-Sakson Hukuk Sistemi üzerine liberalist fikirlerin de etkisi bulunmaktadır.

Bu hukuk sistemlerinin uygulandığı kara parçasına göre bir ayrım yapılacak olursa Kıta Avrupası Hukuk Sistemi, nüfusa göre bir ayrım yapılacak olursa Anglo-Sakson Hukuk Sistemi’nin daha geniş bir kullanım oranı gösterdiği belirlenir.

Dinî ve Şerî hukuk sistemi ise yukarıdaki her iki hukuk sisteminden de farklıdır ve temelini dinî hukuktan alır. Bu hukuk sistemi de kendi içinde üçe ayrılır: Müslümanlar Şeriat’ı benimserken Musevîler Halakha’yı Hristiyanlar ise Kilise Hukuku’nu benimserler. Birbirleriyle zaman zaman benzer zaman zaman taban tabana zıt özellikler gösterseler de aslında bu üç hukuk sistemi de aynı kaynaktan beslenir: Kutsal kitaplar, peygamberlerin hayatları ve bazı din büyüklerinin örnek davranış ve tavsiyeleri.

Osmanlı Şeriat Hukuk Sistemi ile yönetilirken cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türkiye’de İsviçre Hukuku’nu temel alan ancak bu hukuk sisteminin uyarlanmış bir hâli kullanılır. Kendine has özellikler gösterse de bu hukuk sistemi de Kıta Avrupası Hukuk Sistemi içinde yer alır.

Hukukî Çevirinin Bazı Özellikleri

  • Hukukî çeviri yapacak kişinin bu alanda uzmanlaşması gerekmektedir.
  • Hukukî çeviri; ileri düzeyde hukuk bilgisi, hukuk terminolojisine hakimiyet ister.
  • Bu alanda yapılan çeviriler hukukî sorumluluk taşıdığı için yoruma kapalıdır, çevirmen kaynak dildeki cümleyi hedef dile olabildiğince kaynağa bağlı kalarak çevirmek zorundadır.
  • Hukukî çeviri, çeviri yapılan dil çiftlerine hakimiyet kadar o dillerin kullanıldığı ülkelerin hukuk sistemlerine de bir o kadar hakimiyet talep eder.
  • Türkçe kanun metinlerinde büyük kısmı eski Türkçeyle yazılmış olduğu için hukukî çeviri yapan çevirmenlerin en azından temel düzeyde de olsa Osmanlıca, Arapça ve Farsçaya aşinalığı olmalıdır.
  • Hukukî çeviri yapacak bir çevirmen bu alana genel hatlarıyla hâkim olmasının yanı sıra tıpkı bir avukat gibi kendisini hukukun belirli alanlarında özellikle geliştirmelidir, bu sayede, özellikle bu alanlarda çok daha kaliteli çeviriler yapabilir.

Hukukî Çevirinin İhtiyaç Duyulduğu Bazı Alanlar

Hukukî bir amacı karşılamak için hukuk sınırları kapsamında kaleme alınmış her türlü metin hukukî metindir. Türkiye’de çeviri şirketleri özellikle şu gibi belli başlı konularda hukukî çeviri hizmeti vermektedir:

  • Sözleşme
  • Beyanname
  • Tanık/sanık ifadeleri
  • Raporlar
  • Patent başvuruları
  • Lisans işlemleri
  • Miras işlemleri
  • Evlilik/boşanma işlemleri vb.