“Bin bilsen de bir bilene danış” sözünden hareketle, Almanca çeviri üzerine bir şeyler karalamadan, Almanca tercümanlık mezunu bir dostumuzla sohbet etmek istedik.

Ezgi Yıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi Almanca-İngilizce Mütercim Tercümanlık mezunu.

Çeviri üzerine yıllardır pek çok şey söyleniyor, yazılıp çiziliyor ama hala pek çok noktada çevirinin aydınlatılmaya ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Sizinle bu konuda biraz sohbet etmek istedik. Öğrencilik yıllarınızdan bu yana sürekli Almanca çeviri yaptığınızı biliyoruz.

  • Çeviriye başlamadan önce ne gibi hazırlıklar yapıyorsunuz?

Aslında ön hazırlık süreci dediğimiz bir süreç var çeviride. Bu süreç hangi alanda çeviri yaptığımıza göre değişebiliyor. Örneğin edebi bir metin çevireceksem öncelikle yazar, eser, eserin yazıldığı dönem ve eserin türü hakkında oldukça kapsamlı bir araştırma yapıyorum. Ardından eseri orijinal dilinde birkaç kere okuyorum, çözümlemesini yapıyorum. Sonrasında taslak bir çeviri hazırlıyor ve düzeltmelerini, son okumasını yapıyorum. Medikal, hukuki, teknik çevirilerde ise literatür ve terim taraması, kullanılacak çeviri araçlarının belirlenmesi, metnin fon ve biçimini korumak gibi hususlara dikkat ediyorum. Fakat hangi alanda olursa olsun bir çeviriye başlamadan önce öncelikle teslim tarihine göre çalışma planı oluşturma, metnin türüne ve zorluk derecesine göre günlük hedef koyma ve bu hedefe uyma çok büyük bir önem taşıyor.

  • Almanca çeviri hangi çalışma alanlarında daha fazla rağbet görüyor?

Almanca çeviriye ihtiyaç aslında diğer tüm dillerde olduğu gibi oldukça kapsamlı bir alanda karşımıza çıkıyor. Türkiye’de özellikle otomotiv alanında yapılan teknik çeviriler, hukuk çevirileri ve edebi çevirilerin daha büyük bir yer kapladığını söyleyebilirim. Bunun haricinde medikal çeviri, pazarlama metinlerinin çevirileri, kurumsal firma çevirileri ve Avrupa Birliği metinleri çevirilerinde de sıklıkla Almanca çevirilere ihtiyaç duyuluyor ve bu alanlarda talep var.

  • Çevirinin kaynak dildeki ve hedef dildeki kültür ile doğrudan ilişkisi su götürmez bir gerçek. Çeviri-kültür ilişkisi hakkında görüşleriniz nelerdir? Almanca çeviri yaparken kelimelerin en doğru karşılıklarını vermek için nelere dikkat ediyorsunuz?

Çeviri ve kültür ilişkisi hem çok kapsamlı hem de çok önemli bir nokta, hatta bu mesleğin merkezini oluşturuyor diyebilirim. Bu yüzden günümüzde kelime bazlı değil metin bazlı çeviri yapmaya özen gösteriyoruz, yani kelimenin tek başına ifade ettiği anlamdan çok metnin içerisinde üstlendiği rol önemli olan. Hangi kelimeyi seçeceğimize karar verirken metnin türü, hedef kitlesi, yazarın tercihleri, alan terimleri gibi birçok faktöre dikkat ediyoruz. Örneğin medikal alanda bir çeviri yapıyorsak ve hedef kitlemiz genel okursa, tıbbi terimlerden çok halk dilindeki karşılıklara yer veriyoruz. Aynı şekilde medikal dergiler veya epikriz raporları gibi hedef kitlesi alan içi insanlar olan tıbbi metinlerde ise daha spesifik terimler kullanıyoruz, örneğin “kalp krizi” yerine “miyokart enfarktüsü” gibi.

  • Almanca çeviri / çeviri sektörü gün geçtikçe değer kazanacak mı yoksa makine çevirileriyle birlikte çevirmenler değer kaybedecek mi?

Günümüzde en çok tartışılan konulardan birisi de şüphesiz teknolojik gelişmeler sonucu insan emeğinin yerini makinelerin ve yapay zekânın alıp almayacağı sorusu. Çeviri sektörü için konuşmam gerekirse özellikle son on yılda bu konuda inanılmaz bir değişim yaşandığını söyleyebilirim, CAT Tools (Bilgisayar Destekli Çeviri Araçları) dediğimiz çeşitli program ve platformlar sayesinde bugün hem daha kısa zamanda daha verimli çalışıyoruz, hem de daha tutarlı ve planlı metinler ortaya koyabiliyoruz. Tabii ki değişen koşullarla birlikte aslında çevirmenin rolünde de değişimler oluyor, özellikle teknik ve alan çevirilerinde artık sadece metni çevirmekle değil metnin çevirisini kontrol etme ve düzeltme görevi, yani bir tür çeviri editörlüğü görevini de üstlenmiş oluyoruz. Ben çeviride yüzde yüz makineleşmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Özellikle edebiyat, altyazı, pazarlama ve reklamcılık gibi esnek, estetik, yaratıcı ve duyguları harekete geçiren metinlerin çevirilerinde kültür bağlamı yadsınamayacağından dolayı insan emeğine her zaman ihtiyaç duyulacaktır. Bu açıdan makine çevirilerinin gelişmesini çevirmenlerin verim ve tutarlılığını arttırdığından dolayı olumlu bir gelişme olarak görüyorum.

  • Almanca çeviri yaparken -özellikle klasik metin çevirileri- orijinal dil ve ikinci dilden çeviri arasındaki farklıkları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum okura nasıl yansıyor?

Bu konuda farklı görüşler mevcut. Fakat ben şahsen özellikle Almanca edebiyat çevirilerinde çevirinin kaynak dilden yapılmasını, araya ikinci bir dilin girmemesini daha doğru buluyorum. Çünkü edebi eserlerde yazarın dili ve tercihleri ön plandadır ve çevirmen bu tercihleri de göz önünde bulundurarak o metni çevirir. Çevirinin çevirisinde ise metin artık hem yazardan hem de çevirmenden izler taşır, dolayısıyla kaynak dilden direkt olarak yapılan çevirilere göre çeviri kayıplarının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Bu da okuyucunun hem yazar hem de eser hakkında duygu ve düşüncelerinin, diğer dildeki okurlardan farklı olmasına yol açabilir. Dolayısıyla ben direkt olarak kaynak dilden çeviri yapma taraftarıyım.