Bu makalede dil yapılarını bilmenin çeviri sürecine katkısına yoğunlaşacak, konuyu Almanca-Türkçe çeviri bağlamında, bu iki dilin yapılarına da değinerek inceleyeceğiz. Hint-Avrupa dil ailesine bağlı Cermen dil ailesinin bir üyesi olan Almancanın çekimli dil (die flektierende Sprache) evrenine girdiğinizde kelime köklerinin tanınmayacak hale bürünmesi sizi zaman zaman kendinize bile yabancılaştırabilir, fakat metnin hem okuyucusu hem de çevirmeni olarak dillerin evrenine girdiğiniz anda farklı karakterlerle tanışmak size zevk veren şeydir. Almancaya nazaran dil yapısı bakımından daha sade olan Türkçe ise sondan eklemeli bir dildir (die agglutinierende Sprache) ve Ural-Altay dil ailesinin bir üyesidir. Almanca-Türkçe çeviri konusuna girmeden önce bu iki dil ailesine mensup dillerin cümle yapılarına kısaca değinmek istiyorum. Sonuçta bir dili yaşamak, içselleştirmek için o dille bütünleşmek gerekir ve bu da uzun ve yorucu bir süreçtir.

Almancanın dil yapısını incelerken ilk olarak artikellere odaklanmanın özellikle Türkçe ile karşılaştırılırken de temellendirilmesi gereken bir nokta olduğunu düşündüm. Almancada artikeller İngilizcede olduğu gibi belirli (bestimmter Artikel) ve belirsiz (unbestimmter Artikel) olarak ikiye ayrılmaktadır. Fakat Almanca yapı bakımından bu kadar sınırlı değildir: dil bilgisel cinsiyeti (das Genus) tanımlayan artikellerin ününden çoğunuzun haberdar olduğunu düşünüyorum. Özellikle Almancayı yeni öğrenmeye başlamış kişiler için ilk zamanlar kâbus olabilecek bu yapı, aslında belli bir mantık çerçevesine oturtturulduğunda zevkli bir hâl alır. Dillerin kültürleri, yaşantıları içinde barındırdığını düşünürsek her bir dil yapısı bize hayatın ne denli çeşitli olduğunu gösterir. Şu anda kısaca değindiğim bu konu feminist çalışmalar açısından da oldukça önemlidir ve küçük bir makaleye hatta, kitaplara sığmayacak derinliklere sahiptir.

Almanca’da neutrum – yansız (das), feminin – dişil (die), maskulin– eril (der) ve plural– çoğul (die) olmak üzere 4 belirli artikel bulunmaktadır. İsimler, sıfatlar da Almanca dil yapısına bağlı kurallar bağlamında çekimlenir. Yani bu dil yapısında sadece zaman çekimi yoktur. Sıfatlar, isimler cümledeki işlevlerine göre farklı çekimlenmektedir. Bkz: Kasus, Adjektivdeklination. Konumuza, Almanca-Türkçe çeviri’ye uygun belirli ve belirsiz artikel kullanımına ilişkin iki küçük örnek verelim:

Der Übersetzer – çevirmen (eril), die Übersetzerin – çevirmen (dişil), die Übersetzerinnen (çoğul). Örnekten de anlayacağımız üzere Almancada isimlere getirilen dişil ek -in, çoğul ek -en’dir. (İstisnalar vardır). Burada aslında Almanca dil yapısının belli bir mantık üzerine oturtulabileceğini söylemek mümkün. Özellikle “die Übersetzung” – çeviri kelimesinin fiil halinin “übersetzen” olduğunu düşündüğümüzde kelime kökünün aynı kaldığını görürüz. Almancada “der”in erili, “die”nin ise dişili tanımladığı aklımızın bir köşesinde dururken üzerine bir bilgi daha koyup belirsiz artikellerde bu kuralın işleyişini görelim: einer Übersetzer – bir çevirmen (eril) – eine Übersetzerin – bir çevirmen (dişil). Burada da -r, -e eklerinin bir kişiyi tanımlarken uygun dil bilgisel cinsiyete göre nasıl çekimlendiğini görmüş olduk. Bu tanımlamalar aslında Almanca dil yapısının adeta bir yapboza benzediğini gösteriyor.

Pekâlâ bu noktaya biz neden geldik? Aslında bir çevirmen olarak bu bizim daha başlangıç noktamız. Kelimelerin içinde gizlenmiş kültürleri, yaşamları gördüğümüz nokta ve çeviri stratejilerimizi belirlediğimiz nokta.

Almancaya nazaran Türkçe “biyolojik cinsiyet” (der Sexus) yapısına sahip bir dil. Ayrıca daha sade olmasına karşın adeta bir vagon gibi birbirine bağlanan birçok kelime özneyle yüklem arasında yer alıyor. Önce şu “biyolojik cinsiyet” yapısına bir değinelim. Bu yapı kişinin sahip olduğu cinsiyetin sözcüğe yansımasıdır. Özellikle betimleme şeklinde de kullanılabilir, mesela: kadın-erkek, oğul-kız, bay-bayan gibi. Bunlar Almancada Mann-Frau, Sohn-Tochter, Herr-Frau şeklinde ifade edilir ve bu ifadeler sözü anlamsal boyutta vurgulamayı sağlar. Bu noktada biz de bir çevirmen olarak (anadili yönünde çeviri yapması uygun olsa da- o kültürü daha iyi bildiği, içinde yoğrulduğu için) anadilimizde üretilen bir metni farklı dillerde nasıl üreteceğimize yönelik sorularla boğuşmaya başladığımızda dürbünümüzü cebimizden çıkarıp anadilimizi de ne denli bilmediğimizi öğreniyoruz. Diller, yapılar birbirinin içinde var olurlar. Türkçe-Almanca dil çifti için de durum böyle. Aynı dil ailelerinde yer almasalar da bir çevirmen sayesinde bu iki dilin birinde üretilen metin bir diğerinde hayat bulur ve bu hayat çeviriyle var olur.