Uzman Ekip İle Çeviri Hizmeti | Mirora Translation

Arapça Çeviri

arapça çeviri

Seyahate çıkmadan önce hesap kitap yapar, bavulumuzdaki eşyaları toparlar hatta çoğu zaman “evet, hazırım artık” dedikten sonra bile o bavulu yeniden açar, ya eşyalarımızı çıkartır ya da eşya üzerine eşya yığarız. Arapça çeviri dünyasının, Arapçanın niteliklerini de öğrenmeden önce kısaca tarihine girmezsek bavulumuzun kapağını asla kapatamayacağımız bir çıkmazın içine gireriz. Arapça çeviri dünyasının temelleri Hz. Muhammed’in (570-632) yaşadığı dönemde atılmaya başlanmış. Bu dönemde İslam’ın yaygın hale getirilmesi amacıyla Arapça çeviri hız kazanmış ve yabancı dillerin öğreniminin teşvik edilmesi ve farklı çevirmenlerin ortaya çıkmasıyla birlikte de Arapçayı hiç konuşmayan toplumlarda (Yahudiler ve Romalılar) bile önemli bir kültür, aktarım aracı haline gelmiş. Aynı zamanda Bağdat’ın kurulmasında etkin rol alan İkinci Abbasi Halifesi Mansûr (750-1250) çeviri eylemine yönelik uygulamaları ve teknikleri geliştirmek adına “Bait Al Hikma” adında küçük bir çeviri bürosu kurmuş ve genellikle Yunan Felsefesine, Hindistan’da bilim alanında yapılan çalışmaları konu alan eserlere ve İran edebiyatına ilişkin çevirilere önem verilmiş. Arapça çeviri tarihiyle küçük bir giriş yaptığımız makalemize Arapça ve Türkçe dil yapılarını inceleyerek, çeviriyle kültür aktarımı arasında bir bağlantı kurmaya çalışarak devam edeceğiz.

Arapça ve Türkçe Çeviri İkilisi

Arapça Türkçe çeviri ikilisi yapısal bakımından çeviri sürecini farklı bir boyutta etkilemektedir. Bu bağlamda çeviri eyleminden bahsederken çevirmenin çözümler üretmek zorunda kaldığı bir süreç içinde olduğunu da söylemek gerekir. Bu, üstünde durulması gereken hassas ve önemli bir konudur çünkü halının altına süpürüldüğü takdirde genellikle çevirinin sanatsal, karşı kültürde yeniden yaratım yetisini görmezden gelmiş oluruz. Fakat interdisipliner düşünerek mesela karşıtsal çözümleme (constrastive analysis) disiplinine başvurarak çeviri yapılacak dillerin yapısal zıtlıklarını inceleyip karşılaştırabilir ve göremediğimiz noktaları keşfetmeye başlayabiliriz. Bunun için zaman ve emek gerekir ki zamanın uçucu olduğu bir sistemde yaşadığımızı düşünürsek, bu niteliğe ulaşmak artık pek de mümkün gibi görünmüyor. Fakat bu zıtlıklara değinerek, okuyucu kitlemiz için en azından bir umut olduğumuzu düşünüyoruz.

Çeviri sürecinde çevirmeni taşlı bir patikaya sokan nedenlerden biri; çevirmenin çalıştığı dil çiftinin birbirinden çok farklı yapılarda olmasıdır. Bu konuyu Türkçe ve Arapça bağlamında karşılaştırdığımızda durum nasıl acaba? Türkçe, Ural-Altay dil ailesi grubunun Altay kolunda yer alan, sondan eklemeli bir dil. Türkçede kullanılan kelimelerin kökü eksiz ve kelime kök ve gövdelerden oluşuyorken, türetme eylemi de hep yeni eklerle yapılıyor. Cümle yapısına genel hatlarıyla baktığımızda ise özne fiilden çoğunlukla önce geliyor ve genellikle belirten (tamlayan) belirtilenden (tamlanandan) önce geliyor. Cümlemizin asıl eylemi de çoğunlukla sonda yer alıyor. Türkçe söz diziminin (sentaksın) en esnek olduğu dillerden biri. Çarpıcı bir örnek verelim:

“Adam kaplanı öldürdü”;

“Adam öldürdü kaplanı”;

“Kaplanı adam öldürdü”;

“Kaplanı öldürdü adam”;

“Öldürdü kaplanı adam”;

“Öldürdü adam kaplanı”

Vurgulamaların yeri anlamı da farklılaştırabilir elbette ama bu üç cümledeki önerme hep aynıdır. Sadece vurgulanmak istenen özne mi, yüklem mi, nesne mi soruları değişebilir. Arapça ise Sami dilleri ailesinin batı koluna bağlı ve yapısal olarak sesli harfleri içinde barındırmıyor. Hatta ünlü sesler de “hareke” adı verilen bir sistemle oluşturuluyor. Dillerin içindeki sistemler sistemleri doğuruyor, bizden demesi. Yani çevirmenlerin işi gerçekten… zor. Hatta bu hareke sisteminde toplam sekiz temel işaret bulunuyor mesela Fetha (فتحة‎‎), Damma (ضمة) gibi… Arapçanın, Türkçe dil yapısına göre dizimi tam zıttır: Eylem başta bulunur ve cinsiyet farkı gözetilir. Kelimelerin seslendirilmesinde ve cümle içinde nerede yer alacağını belirlemede görev alan hareke sistemi dışında fiiller harflerin türü bakımından sahih ve mu‘tel olarak ikiye ayrılır. Diller derya deniz gibiler, alfabelerden oluşan, toplumları ve kültürleri yansıtan, yaşayışları aktaran dillerin yapıları ise iki dil arasında yeni bir oluşum yaratan çeviri eyleminin ne kadar çaba gerektirdiğini bizlere hatırlatıyor; her defasında.

Arapça Çeviri ve Kültür

Arapça çeviri ve kültür bağlamına kısaca değinerek makalemizi sonlandırmadan önce ünlü Rus yazar Korney Çukovski’den bir alıntı yapmak istiyoruz. Çukovski “Yüce Sanat” eserinde çevirmenleri şöyle eleştirir: “Kötü çevirmenler beyinlerine giden az orandaki kandan muzdaripler ve çevirdikleri metinler de kendileri gibi bitkin, az beslenmiş olur. Bir Hemingway, Kipling, Thomas Mann veya başka canlı kanlı bir yazarın bu anemi hastalarının eline düştüğünü düşününüz! Görünen o ki bunların tek derdi bu dehaların eserlerinin kanını nasıl emip kansız bırakacaklarıdır. Böyle çevirmenlerin zavallı, yoksul bir sözlüğü vardır: Her yabancı kelimenin onlar için tek bir anlamı vardır. Eş anlamlı kelimeler, yedek anlam onlarda son derece kıttır. “At” onlarda her zaman sadece “attır”. Neden bir beygir, aygır, tırısa alıştırılmış at, yağız/kuzgun, yarış atı, kısrak olamaz ki? “Saray” hep “saraydır”. Neden şato, oda, kasır, köşk, bahçe içinde yapılmış süslü bir ev, konak, salon değil?” diyerek sözlerine devam eder Çukovski: “Çeviride önemli bir husus sayılan farklı kültürün aktarımı, tanınması ve algılanması yolunda çeviri bir eylem olarak misyon üstlenmektedir. Her türlü zorluğa rağmen çeviride dili, ifadeleri isabetli ve net olarak kullanma, çeviri eserlerini başarılı bir şekilde kazandırmak kültürel paylaşım ve iletişim anlamında önemlidir. Edebi eserde kültür bileşenleri, ulusal kültürün ayrılmaz parçalarıdır.” Biraz ağır bir eleştiri olmuş, öyle değil mi? Yermiş, hem de bayağı. Fakat Çukovski’nin kendi dünyasının ya da yaşadığı şeylerin belki de diline yansıma şekillerdir bunlar. Sonuçta Çukovski aynı zamanda bir uzmandır, bir yazardır. Tabii burada uzmanlık kavramı üzerine de ayrıca düşünmek gerekiyor. Belki de asıl önemli nokta Çukovski’nin haklı olup olmadığı değil, neden bu tonla, sert bir üslupla çevirmenleri yerdiğini düşünmek. İşte o zaman dilin ötesini biraz da olsa insana taşıyabiliriz. Biz de diller gibi sistemlerden oluşmuyor muyuz sonuçta? Onun bu sitemini başka bir çevirmen çok farklı anlatırdı. Buna hiç şüphe yok ve kültürleri birbirine aktaran, insanları birbirine yakınlaştıran çevirmenler mesela dünya romancılığının önemli bir üçlemesinin yazarı Necip Mahfuz bize hiç gitmediğimiz, görmediğimiz Fişavi kahvesini ve Nil nehrini gezdirirken bir yazardan öte çevirmen değil de nedir?

Arapça Çeviri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.