Bugünkü blog yazımızı bir dönem şirketimizde stajyerlik yapmış bir çevirmenimiz kaleme aldı. Kendisi, bir yabancı göz olarak bizlere Mirora’nın şirket yapısından ve işleyişinden bahsedecek.

Merhaba, ben Yıldız Teknik Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık mezunu Harun Kapan. Mirora Translation’da 2018 Haziran-Temmuz ayları arasında bir aylık staj yapma fırsatı buldum. Bugün sizlere bu staj sürecimden, öncesinden ve sonrasından bahsedeceğim.

Bir ÇEVİRİ ŞİRKETİ, mümkün mü?

Öncelikle belirtmeliyim ki lisede dil bölümünden mezun olmadım. Hatta iki yıl Ankara Üniversitesi’nde çeviriyle uzaktan yakından alakası olmayan bir bölümde ömür tükettim. Bu sırada, çocukluktan beri süregelen Fransızca öğrenme isteğimin yerini yavaş yavaş “Neden Fransızca bir bölüm okumayayım ki?” sorusu almaya başladı. Derken, okulu bıraktım ve sıfırdan başladım. Dolayısıyla, belki lisede dil bölümünden mezun en kötü öğrencinin bile mesleğe dair genelgeçer bir bilgi gibi sahip olduğu her şeyi de sıfırdan öğrenmeliydim.

Bundan önce, benim için çeviri yapılan yer, yaşadığım şehirde, Adliye binasının karşısında, camekanında envaiçeşit ülke bayrağının yer aldığı ve tabelasında “TERCÜME BÜROSU” yazan bir yerdi. İstanbul’da, bölümdeki ilk yılımın sonunda da böyle bir yerde kısa süreli bir tecrübem oldu. Yine plakasında TERCÜME BÜROSU yazan bu yerin sahipleri Türkçe dışında herhangi bir dil bilmiyorlardı. Müşterileri sokaktan geçerken uğrayan kimseler oluyor, çalışanlar birtakım belgeleri sürekli notere taşıyıp duruyor, yöneticiler de durmaksızın gergin telefon konuşmaları yapıyordu. Bu konuşmalar genellikle çevirmenlerle yapılıyor, ya son dakikada gelen bir işi kabul etmesi ve çok kısa bir sürede teslim etmesi için ya da elindeki işi bir an önce bitirip göndermesi için baskı yapılıyordu. Bu konuşmaların tarzları genellikle çevirmenin tecrübesine göre değişiyordu, sözgelimi yaşı ilerlemiş bir çevirmenle daha saygılı, daha pohpohlayıcı bir tonla konuşulurken, genç bir çevirmenle daha hiddetli ve aşağılayıcı tonlar kullanılıyordu. Ama değişmeyen bir şey vardı, o da ister tecrübeli ister tecrübesiz hangi çevirmenle konuşulursa konuşulsun telefon kapandıktan sonra söylenen galiz sözlerdi.

Neyse ki bu kötü tecrübe kısa sürdü. Üstelik, kötü tecrübeler belki iyilerinden çok daha yol göstericilerdir. Orada, adı ne olursa olsun içinde çeviri yapılan bir yerin nasıl olmaması gerektiğini öğrendim. Bu deneyimden kısa süre sonra, bir ortak arkadaşımız vasıtasıyla Mirora’nın kurucu ortaklarından Mete Özel’le tanıştım. Ancak Mirora’yla tanışmak için henüz iki yıl beklemem gerekecekti.

Bekledim. Gerçi sayılı değildi ama yine de tez gelip geçti ve günlerden bir gün kendimi Mirora’nın Kozyatağı’ndaki ofisinde buldum. Mete Abi’yle (evet, artık “abi” olmuştu) yaptığımız kısa sohbetin ardından, çeşitli kapılardan, koridorlardan geçerek birçok odaya girdik çıktık (itiraf edeyim, Mirora’nın çift daireden oluşan ofisinin planını tam anlamıyla çözmek yaklaşık bir on günümü almıştı sanıyorum) ve buralardaki yöneticiler, proje koordinatörleri, çevirmenler, editörler ve sayfa tasarımcılarıyla tek tek tanıştık. Hepsi son derece sevecen, sıcak insanlardı. Üstelik ne bitip tükenmeyen telefon trafiği ne de gergin bir atmosfer vardı ofiste. Müşterileri de yoldan geçerken rastgele uğrayan ve büyük bir ihtimalle bir daha oranın kapısından içeri girmeyecek bireysel müşteriler değil, aralarındaki ilişkinin uzun yıllardır süregeldiği Türkiye’nin ve dünyanın büyük şirketleriydi. Böylece anladım ki gerçekten de çeviri alanında ŞİRKETLEŞMEK, şirketleşmekten de önemlisi kurumsal bir kimliğe sahip olmak mümkündü ve daha önce gördüğüm, kısa süre de olsa çalıştığım tercüme büroları bu mesleğin amiyane tabirler “merdiven altı” işletmeleriydi.

Bu genel profilin ardından beni en çok etkileyen ikinci şey, Mete Abi’nin şirketin işleyişiyle ilgili yalnızca şirket çalışanlarına açık dokümanlara erişim izni vermesi oldu. Bir stajyere bile şirketin bütün özel dosyalarını açacak denli şeffaf bir şirket… Sadece çeviri alanında değil, genel olarak Türkiye’nin hiçbir kurum ve kuruluşunda alışık olmadığımız bir tutumdu bu.

Çeviri Süreci

Mirora’da müşteriyle iş alışverişini sağlayan kişiler proje koordinatörleridir. Çeviri önce onlara gelir, oradan sayfa tasarımcılarına gider, orada dosya işe uygun formatlara dönüştürüldükten sonra tekrar proje koordinatörüne döner ve proje koordinatörü de o iş için en uygun çevirmeni seçerek işi kendisine atar. Son dakika işleri, “acil çeviri” diye bir şey yoktur, çevirmene çeviri için ihtiyaç duyduğu süre daima verilir. Çevirmen, çeviriyi bitirdikten sonra dosyayı tekrar proje koordinatörüne gönderir, proje koordinatörü editöre iletir, editör gerekli gördüğü düzenlemeleri yaptıktan sonra dosya tekrar sayfa tasarımcılarına gider ve orijinal formata uygun hâle getirildikten sonra müşteriye teslim edilir. Karmaşık gibi görünse de diyebilirim ki kusursuz işleyen, denetimli, özenli bir süreç.

Mirora, geri bildirim konusunda da piyasadaki diğer firmalardan farklı bir yerde duruyor. Bu kez bu firmaların arasında yine Mirora gibi hatta belki Mirora’dan daha büyük sermayelere sahip çeviri şirketleri de bulunuyor. Ne yazık ki mesleğin içinden gelen, sorunlarını bilen, hatta sık sık bu sorunlardan dem vuran bu firmalar bile çevirmene geri bildirim sunma konusunda oldukça isteksiz. Bunların tam karşısında ise çevirmen ve çevirmen adaylarına karşı oldukça bonkör Mirora var. Deneme çevirimden itibaren, olağanüstü bir yoğunluk olmadığı sürece neredeyse her çevirimle ilgili editörlerden beni besleyecek geri bildirimler aldım ve almaya devam ediyorum. Çeviri hizmetinin tabiri caizse ham maddesi olan çevirmenleri beslemek, yeni çevirmenleri yetiştirmek çeviri sektörünün tamamını olumlu yönde etkileyecek ve ileri taşıyacak bir olgu, ancak ne yazık ki sektörün öncüleri bile bunu uygulamaktan aciz. Mirora’nın bu konuda da bir tebriği hak ettiğini belirtmek lazım.

Staj sürecimin ardından freelance olarak hizmet sunmaya devam ettim/ediyorum Mirora’ya, bu süreçte ise başka bir Mirora gördüm. Çevirmeniyle daima iletişim hâlinde olan, ödemeler konusunda asla kötü sürprizler yapmayan Mirora, aslında bir çevirmene, hatta bu sadece çevirmenler için de geçerli değil, herhangi bir iş kolunda freelance veya serbest olarak nitelediğimiz şekilde çalışan her çalışanın ihtiyaç duyduğu en önemli duyguyu veriyor: Güven duygusunu. İyi ki varsın Mirora!