Başlık absürt geliyor değil mi? Nükleer silahların kullanıldığı, en büyük kitlesel ölümlerin gerçekleştiği, dünya genelinde yaklaşık altmış milyon insanın hayatını kaybettiği savaşın herhangi bir konuda olumlu bir etkisinin olması gerçek dışı geliyor. Ancak tüm caniliğine karşın İkinci Dünya Savaşı’nın özellikle otomotiv ve çeviri sektörlerine büyük katkısı olduğu gerçeği yadsınamaz.

Makine Çevirisinin Atası için Patent Başvuruları

1930’lu yılların başında, biri Fransa’da biri Rusya’da olmak üzere birbirinden bağımsız iki çeviri mekanizması için patent başvurusunda bulunulmuştur. Başarılı bulunan bu başvurular, günümüzde “makine çevirisi” olarak adlandırdığımız alanın temelini oluşturarak yazılı çeviri alanının gelişmesine, çevirmenlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesine zemin hazırlamıştır. Savaştan yalnızca birkaç yıl önce kaydedilen bu gelişmeler, savaş esnasında yürütülen ajanlık faaliyetleri dolayısıyla daha da hız kazanmış, şifreleme ve şifre çözme amacıyla geliştirilen pek çok makine aynı zamanda çeviri hizmetine sunulmuştur. Bu alanda da başarılı olabileceği öngörülen bu makineler, savaşın sonunda makine çevirisi faaliyetlerinin hız kazanmasına vesile olmuştur.

Ancak makine çevirisi her ne kadar günümüzde sektör için gitgide artan bir öneme sahip olsa da çeviri sektörüne çağ atlatan, çevirinin bir meslek, bir sektör olarak kabul görmesini sağlayan gelişme, savaşın sona ermesiyle ortaya çıkmıştır. Nazilerin hezimete uğramasıyla son bulan savaşta işlenen insanlık suçlarını yargılamak amacıyla Nürnberg Mahkemeleri kurulmuştur.

Duruşmanın Süresini Kısaltmak İçin Uygulanan Simultane Çeviri

ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği tarafından kurulan ve sanık sandalyesinde Nazi liderlerinin oturduğu bu mahkemede sanıklara adil yargılanma hakkı tanınması ve duruşmanın süresinin olabildiğince kısaltılabilmesi için duruşma esnasında simultane çeviri yapılması kararlaştırılmıştır. Dünya tarihinde ilk kez gerçekleştirilecek olan bu sistem için Eisenhower’a tercümanlığını yapan Fransız Leon Dostert görevlendirilmiştir. Kurduğu sistem başarıyla işleyen ve duruşmalar süresince herkesin takdirini toplayan Dostert, 1946 yılında kurulan Birleşmiş Milletler’e de aynı sistemi kurmuştur.

Birleşmiş Milletler, bu sistem sayesinde simultane çeviriyi çalışma prensibi olarak benimsemiştir. Nürnberg Mahkemeleri’yle ilk kez hayata geçirilen, Birleşmiş Milletler tarafından desteklenen simultane çeviri, 1953 yılında AIIC (Uluslararası Konferans Tercümanları Derneği) adlı bir derneğe sahip olmuş ve böylece sözlü çevirmenlik bir meslek, simultane çeviri bir sözlü çeviri türü olarak kabul görmüştür. Dernekleşmeyle birlikte diğer ülkelerde de tanınmaya başlanan çevirmenlik mesleği yıllar içinde gerçekleştirilen faaliyetler ve küreselleşmenin etkisiyle gelişim göstermiş, günümüzde devasa teknoloji şirketlerinin bu alanlarda çalışmalar yapmasına, ürünler üretmesine vesile olmuştur.

Her şeye rağmen, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, türlü türlü adi suçun işlendiği savaşın hayatımıza/mesleğimize yaptığı katkılar dolayısıyla “her hayırda bir şer her şerde bir hayır vardır” demeye içimiz el vermiyor. Keşke insanoğlu kendiliğinden, daha insancıl ihtiyaçlar doğrultusunda ve gerekirse çok daha yavaş kat etseydi çeviri alanındaki bu gelişmeleri ancak bir kişi bile bu zalim savaşa kurban gitmeseydi.