Teknik çeviri, bilim veya teknoloji alanlarında yapılmış çalışmaların, gerçekleştirilmiş testlerin, üretilmiş veya üretilecek ürünlerin, Ar-Ge çalışmalarının zaman zaman gazete-dergi yoluyla halka takdim edilmesi, genellikle de alanda hizmet veren çalışanları bilgilendirmek veya bir işi yapmaya yönlendirmek amacıyla yazılmış metinlerin çevirisine verilen addır. Teknik çeviride temel hedef sade, öz ve doğru çeviriye ulaşmaktır. Bu ilkeler göz önüne alındığında, maalesef her çevirmen Türkçe teknik metinlerin yabancı kelimelerle kuşatılmasına kıyısından köşesinden de olsa katkı sağlar. Peki, suç yalnızca çevirmenlerde mi?

“Sözün fazlası molozdur”

Ne yazık ki Türkçe, yapısı gereği, özellikle Hint-Avrupa dil ailesindeki diller gibi ön ve son eklerle yeni kelimeler üretilmeye pek elverişli bir dil değil. Dolayısıyla bu dil ailesinin üyelerinin birinden Türkçeye çeviri yapmaya kalktığınızda bazı kelimelerin anlamını karşılayabilmek için Türkçede bazen birkaç kelime bazen de koca bir cümle kurmak zorunda kalırsınız. Metin buna müsaitse amenna. Sözgelimi, her zaman değil ama edebî bir metinde bir kelimeyi açıklamak için daha fazla zamanınız ve alanınız olabilir. Fakat yine de bu durum ne ekonomiktir ne de aynı etkiyi vermenizi sağlar. Zira bir olgu veya durumu tek kelimede anlatmakla onu bir cümleye yaymak asla aynı etkiyi yaratmayacak, üstelik İlhan Berk’in de dediği gibi, metni bir moloz yığınına çevirecektir.
Oysa bir teknik metin tamamen pragmatik bir amaçla yazılmış, çoğu zaman belli bir şablon içine sıkıştırılmış ve okuyanı hızlı bir şekilde harekete geçirecek kolay anlaşılabilir, kısa ve öz olmalıdır. Bu yüzden, çevirmenler yeterince alan ve zamana sahip olamayabilir, Türkçeye sıkı sıkıya sarılamayabilirler.

Üstelik çoğu zaman sarılmamaları da gerekir zaten. Diyelim ki çevirmen, bahsi geçen türden bir kelimeyi eski Türkçenin imkânlarıyla (zira özellikle Farsça ve Arapçadan gelen Osmanlıca Türkçesindeki bazı kelimeler aslında derdimize deva olabilir) veya tamamen yeni bir kelime uydurarak Türkçeye aktarmanın bir yolunu buldu; o zaman da müşteriden itiraz gelir. Ne de olsa yukarıda bahsettiğimiz kurallardan müşteri de haberdardır elbette. Çevrilmesi için çeviri şirketine gönderdiği metin doğrudan pazara sunulacak bir ürünün kullanım kılavuzuysa sade, tanıtım broşürüyse vurucu, kendi çalışanları tarafından kullanılacak makine vb. bir ürünün kullanım talimatlarını içeriyorsa da piyasanın evrensel diline mümkün olduğunca yakın olmasını bekler. Çevirmeni eski kelimeleri kullanmaktan veya yeni kelimeler türetmekten alıkoyan ve yabancı kelimeler kullanmaya iten bir diğer sebep de budur.

Acaba Türkçe gerçekten de yeni kelimeler üretmeye elverişli bir dil değil mi?

Aslına bakılırsa Türkçeyi bizden başka kullanan olmadığı için bu iddiadan da öyle çok emin olmamak gerekir. Ne demek bu? Şu demek: Ne yazık ki bilim ve teknoloji alanında pek üretken bir milletin dili değil Türkçe. Halbuki Türkçeyi Amerikalılar, Çinliler, Güney Koreliler veya Fransızlar kullansa Türkçe yine bu sorunları yaşıyor olur muydu acaba? Farazi bir soru tabii, fakat yine de cevabın olumsuz olacağını pek düşünmüyoruz. Üretmedikçe söz hakkımız, yeni bir ürüne isim vermek gibi kaygılarımız da olmuyor hâliyle. Dışarıdan aldığımız ürün ve hizmetlere de genellikle evrenselliği bozmamak adına dokunmuyor veya dokunamıyoruz. Dolayısıyla dilimiz yığınla yabancı marka, ürün, hizmet ismiyle dolup taşıyor, hantallaşıyor.

Günümüzde Türkçe öyle hantallaşmıştır ki onu yüklerinden kurtarmadan ayağa kaldırmak mümkün değildir.