En kaba tabiriyle çeviri, bir dildeki herhangi bir kelime, cümle, mesaj veya göstergenin mümkün olan en yakın anlam ve üslupla başka bir dile aktarılması işlemidir. Literatürde aktarılan dile kaynak dil, aktarımın yapıldığı dile hedef dil veya erek dil denir. Çevirmen, bu iki dili bilen ve ikisi arasında aktarımı yapabilecek yeti ve kuramsal bilgiye sahip kişidir. Bilingue, yani iki dili anadili gibi bilen çevirmenleri bir kenara bırakırsak, çevirmenin hedef dili anadili olmalıdır. Çünkü kişinin kendisini en iyi ifade ettiği dil, hiç kuşkusuz anadilidir. Her ne kadar bu işe gönül vermiş, meslek edinmiş çevirmenler eğitimle başka bir dilde de neredeyse anadili seviyesinde dil edinci geliştirebiliyorsa da anadili kendini nüanslarda belli eder. Hedef dili anadili olmayan çevirmen ister istemez zaman zaman zorlanacak, zaman zaman da yanlış çeviriye imza atacaktır.

Çeviride Anadil Faktörü

Bu riske rağmen Türkiye’de Türkçeden İngilizceye yapılacak çevirilerin büyük bir kısmını anadili İngilizce olan çevirmenler yerine anadili Türkçe olan çevirmenler yapmaktadır. Çünkü çeviri şirketleri piyasada anadili İngilizce olup Türkçe yönüne çeviri yapacak çevirmen bulmakta zorlanmaktadır. Zira ne yazık ki Türkçe, kendinden kaynaklanmayan sebepler yüzünden gün geçtikçe daha az değerli bir dil hâline dönüşmekte, daha az talep görmektedir.

Bir dilin değerini o dili konuşanlar, o dili konuşanların eylemleri belirler. Dillerin, evet, ele avuca sığmaz bir yanları olduğu doğrudur, onlara gem vuramaz, isteklerinizi dikte edemez, gelişime, değişime kapatamazsınız. Fakat dillerin aynı zamanda korunmak, kollanmak, doğru şekilde güncellenmek ihtiyacı duydukları da bir başka gerçektir. Uluslar, dillerini koruyarak onun yok olmasına, yozlaşmasına izin vermemeli, daha sonra da bilim, sanayi, sanat, spor vb. alanlarda gerçekleştirdikleri başarılı faaliyetler aracılığıyla dillerini uluslararası alanda çekici, talep edilir konuma getirmelidir.

Zira kabul etmek gerekir ki bir dili çeviri yapacak denli iyi öğrenmek uzun zaman ve yorucu bir çalışma temposu gerektirir, dolayısıyla bu işin profesyonellerini portföyüne eklediğinde kendisine herhangi bir maddi kazanç sağlamayacak bir dili öğrenmeye ikna etmeniz çok güç olacaktır. Ancak dilinizi eylemlerinizle besler, uluslararası pazarda saygı duyulan gerek sosyal gerek ticari hayatta söz sahibi bir dil durumuna getirmeniz hâlinde anadili her ne olursa olsun kendi dilinizi öğrenmesi için insanlara bir gerekçe vermiş olursunuz.

Türkçenin güncel piyasadaki durumu bize ne yazık ki bir dilin görünürlüğünün yalnızca kendisine bağlı olmadığını göstermektedir. Zira durum böyle olsa Türkçe eşsiz zenginliğiyle kuşkusuz pazarda kendine büyük bir yer bulabilecek, dolayısıyla bilinirliği ve talep edilirliği artmış olacaktı. Belki de hiç değilse bu zengin dilin hak ettiği yeri bulması için çabalamalıyız, hatta sadece dilimize göstereceğimiz bu özen bile eksiğimiz olan başka alanlarda da bizi eğitecek, gelişmemize vesile olacaktır. Zira dil, bir ince işçiliktir ve onu hayatının merkezine koyan kişi ister istemez diğer alanlarda da daha hassas olacaktır.